It's not just feet that walk on the old stones, but memories. Two people sitting on the quiet street of Odunpazarı Houses are like an invisible bridge connecting the past and present of a city. Places change, faces age, buildings lean; but the human need to share, the meaning gathered around a cup of tea, always remains the same. This scene whispers that time doesn't flow; on the contrary, it accumulates within the human being.
Ve belki de en derin sessizlik, sesin olmadığı yerde değil; anlamın ağırlaştığı yerdedir. Bu sokak, konuşmaz… ama insanı kendisiyle yüzleştirir. fu.
The City Remembered by SilenceSon Kuşak Ustanın Sessizliği
Bir zanaatın son nefesi, çoğu zaman gürültüyle değil; böyle dar, dolu ve zamanın üst üste yığıldığı mekânlarda, sessizce alınır. Burada duran her eşya, yalnızca bir araç değil; dokunulmuş zamanın, sabrın ve tekrarın izidir. Duvarlardaki yüzler geçmişin tanıklarıdır; yaşayanın elleri ise geleceğin artık ne kadar kısa olduğunu bilir.
İnsan, yaptığı işle var olur derler. Fakat bu odada daha ağır bir soru asılı durur: İnsan mı yaptığı işi yaşatır, yoksa yaptığı iş mi insanı zamana karşı ayakta tutar? “Son kuşak” yazısı bir sonu değil, aslında görünmeyen bir kopuşu anlatır—usta ile dünya arasındaki bağın incelmesini.
Ve belki de en derin gerçek şudur: Bir zanaat ölmez; onu anlayan gözler ve onu sürdürecek eller kaybolduğunda, sadece hatıraların içine çekilir. Burada ise hâlâ nefes alıyor—biraz yorgun, biraz yalnız, ama direnerek. fu.
Zamanın Unuttuğu Sokak
Bir sokak, en çok sessiz kaldığında konuşur. Duvarların çatlaklarında, kapanmış pencerelerin ardında ve eğilip bükülen çatılarda, görünmeyen bir zaman akışı sürer. İnsanlar gider, evler değişir, ama mekân bir süre daha hatırlamaya devam eder.
Yolun ortasında duran kedi ise bu geçişin tanığı gibidir: Ne geçmişe bağlıdır ne de geleceğe acele eder. Sadece vardır. Onun varlığı, insanın telaşla kurduğu ve yıktığı dünyaların dışında, daha sade bir hakikati fısıldar—her şey geçicidir, ama var olmak, bir anlığına bile olsa, yeterlidir.
Bu sokak artık eski halini taşımıyor olabilir; fakat yok oluş, çoğu zaman yalnızca biçim değiştirmenin başka bir adıdır. Zaman silmez, dönüştürür. Ve bazen, geriye kalan şey, bir anın kendisinden daha derin bir anlam olur. fu.
Hatıraların Sokağında Zamanın Sessizliği
Bir zamanlar adımların yankılandığı, kapıların içeriye hayat davet ettiği bu sokak, şimdi susarak anlatıyor geçmişi. Odunpazarı’nın bu kıvrımlı yolunda, duvarlar yalnızca tuğla değil; yaşanmışlıkların, vedaların ve geri dönmeyen günlerin izlerini taşıyor. Benim çocukluğum, anneannemin sesi, dedemin gölgesi… hepsi bu taşların arasına sinmiş gibi.
Ve orada, yolun ortasında duran kedi—ne geçmişe ait ne de tamamen bugüne. Sanki zamanın kendisi gibi: izleyen, yargılamayan, sadece var olan. İnsan hatırlar, mekan değişir; ama bazı anlar, bir sokağın eğiminde ve bir kedinin bakışında sonsuzluğa tutunur.
Sessizliğin Hatırladığı Şehir
Renkler çekildiğinde geriye hakikat kalır. Siyah ve beyazın arasına sıkışmış bu sokakta, Odunpazarı Evleri artık bir mekân olmaktan çıkar; bir hatırlayış biçimine dönüşür.
Çünkü insan çoğu şeyi yaşarken değil, kaybettikten sonra anlar. Bu evler de sanki yaşamın gürültüsünden sıyrılmış, yalnızca var olmanın özüne indirgenmiştir. Renklerin yokluğu, aslında fazlalıkların yok oluşudur.
Zamanın Kıvrıldığı Sokak
Dar bir sokağın sessizliğinde yürürken, aslında yalnızca bir yerden bir yere gitmeyiz; geçmişin içinden geçeriz. Odunpazarı Evleri, zamana karşı direnen bir hatıra gibi durur: ne tamamen geçmiştedir ne de bugüne ait.
Bu evler, insanın yaptığı ama sonra kendisine yabancılaştığı dünyanın tanıklarıdır. Her pencere, bir zamanlar içeriye dolan kahkahaların; her kapı, kapanırken ardında bırakılan hayatların sessizliğini taşır.
Ve belki de en çok bu yüzden, bu sokakta yürüyen kişi aslında kendini arar—çünkü zaman ilerledikçe insanın kaybettiği şey, geçmiş değil; kendisine ait olan o eski halidir. fu.
Gidişin Sessizliği
Fotoğraf, bir vedanın tam ortasında donmuş gibi. Trenin penceresindeki kadın içeride kalmış duyguları temsil ederken, peronda yürüyen kişi dışarıdaki yolculuğun ağırlığını taşıyor. Siyah-beyaz tonlar, anın soğukluğunu ve yalnızlığını daha da derinleştiriyor. Elindeki valiz sadece eşyaları değil, geçmişi ve belki de söylenmemiş sözleri taşıyor gibi.
Uzakta bekleyen insanlar ve ışığın yarattığı hafif parıltı, bu hikâyede küçük bir umut payı bırakıyor: Her gidiş biraz da yeni bir başlangıç olabilir. fu.

When the colors fade, only truth remains. In this street, squeezed between black and white, the Odunpazarı Houses cease to be merely a place; they transform into a form of remembrance.
Because people understand most things not while they are living them, but after they have lost them. These houses, too, seem stripped of the noise of life, reduced to the very essence of existence. The absence of color is, in fact, the disappearance of excess.
And perhaps the deepest silence is not where there is no sound, but where meaning is weighed heavily. This street doesn't speak… but it confronts one with oneself. fu.The Street Time Has Forgotten
A street speaks most when it is silent. In the cracks of the walls, behind the closed windows, and in the swaying roofs, an invisible flow of time continues. People leave, houses change, but the place continues to remember for a while longer.
The cat standing in the middle of the road is like a witness to this passage: neither bound to the past nor in a hurry to the future. It simply exists. Its existence whispers a simpler truth beyond the worlds that humans hastily build and destroy—everything is temporary, but to exist, even for a moment, is enough. This street may no longer bear its former form; but disappearance is often just another name for a change of form. Time does not erase, it transforms. And sometimes, what remains is a deeper meaning than the moment itself. fu
The last breath of a craft is often taken silently, not with noise, but in such narrow, crowded spaces where time piles up. Every object here is not merely a tool; it is a trace of touched time, patience, and repetition. The faces on the walls are witnesses to the past; the hands of the living know how short the future now is. They say a person exists through their work. But a heavier question hangs in this room: Does the person keep their work alive, or does the work keep the person standing against time? The inscription "Last Generation" describes not an end, but actually an invisible break—the thinning of the bond between the master and the world. And perhaps the deepest truth is this: A craft does not die; it only retreats into memories when the eyes that understand it and the hands that will carry it on disappear. Here, however, it still breathes—a little tired, a little lonely, but resisting.
Unfinished Monument, Eskisehir
.jpg)
Eskisehir Phrygian Valley
Yazilıkaya Midas
Unfinished Yazılıkaya
Also known as Small Yazılıkaya.
Century: 7th century BC - 8th century BC
Located 200 meters behind the Yazılıkkaya monument. This monument differs from others in that, while all the large Phrygian monuments face east, this is the only one facing west.
Copyright © All rights reservedEskisehir Phrygian Valley
Yazilıkaya Midas
Directly opposite the Yazilıkaya Monument is a massive rock mass with numerous eyes, known as the Kırkgöz Rockies. These rocks were used as multi-story rock settlements, churches, and tombs during the Hellenistic, Roman, and Byzantine periods. Inside the rocks are carved staircases used for passage between spaces.

Copyright © All rights reserved
Büyük Önder Atatürk’ün, 'Eskişehir'i ve Eskişehirlileri çok iyi tanırım. Milli Mücadele yıllarında büyük vatanseverlik ve üstün bir cesaretle mücadelemizin daima yanında olmuş, bu mücadeleye çok geniş yardımlarda bulunmuşlardır. Askeri hareket icabı olarak ordumuz Eskişehir ve Eskişehir Halkı'na bir fedakarlık yüklemek mecburiyetinde idi. Bu bütün millet için fedakarane bir hareket idi ve bu şehir halkı ona göğüs gerdi. Tebrik ederim. Gördüğüme göre halk aydın ve faaldir. Toprak verimlidir. Az zamanda zayiatı telafi ve fedakârlıklarıyla iftihar edecektir.’ sözlerini Eskişehirliler her zaman ruhunda hissetmeye devam etmektedir.
Atatürk’ün yurt gezileri içinde 22 kez olmak üzere en çok ziyaret ettiği illerden biri de Eskişehir’dir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Atatürk ve Eskişehir arasında sarsılmaz, güçlü bir bağ vardır.
Eskişehir-Haydarpaşa, Haydarpaşa-Eskişehir,
28'den beri,
yolcular iner biner,
makinalar değişir,
Alaeddin yerinde
Alaeddin değişmez.
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirinden Eskişehir dizeleri.

Copyright © All rights reservedyolcular iner biner,
makinalar değişir,
Alaeddin yerinde
Alaeddin değişmez.
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiirinden Eskişehir dizeleri.


Copyright © All rights reserved
İnsan doğduğu torağın peşini bırakamıyor.
Copyright © All rights reserved
Aşk gibi bir şey, Gitmekle kalmak arasında
en eski şiir
en eski şehir.
Eskişehir'li şair Haydar Ergülen'in dizeleri
Cemal Süreya'nın Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm adlı şiiri
Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azından
Hepsi de bir şarkı edinmiş kendine
Umutsuz sevdalara tutulmak onlarda
Verdimi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği…
Hiç gün görmediler diyemem
Bu gökyüzünü inkar etmek olur olmaz
Ama kim bilir kim çizdi çizgilerini
Ne varsa hüzün adına onların
Ne varsa yanılmak adına onların
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle bu kadar dokunaklı
Kimler ürküttü acaba bu kadar kadını
Beş kuruşluk bir kasım akşamı
Güneş daha yeni batıyordu Köprübaşında
Birçokları evlerindeydi kocalarında
Birçoklarının nereye gittikleri bilinmiyordu
Baktım bir miktar şarkıyla uzaktan uzağa
Bütün şehirle bütün alınganlığımla beraber
Gücenik olduğu besbelliydi birinin
Biri durmuş suya bakıyordu.
Benim asıl bir Sıdıkam vardı bu Eskişehirde
Şimdi bıyıklı bir assubayın karısı
Sıdıka ah Sıdıkası cumartesi gecelerinin
Kafamı taştan taşa vuruyorum faydasız
Sen başkaydın senin kadınlığın senin arkadaşlığın
Ağzın boyuna biçimli boyuna gözlerin vardı
İstemem herkes duysun maceramızı
Allahtan korkarım.
Copyright © All rights reserved
HAMAMLARArife gününden Trenle Eskişehir'e giderdik Ankara dan, rahmetli Anneannem bayram sabahı saat 05:00 te kaldırırdı bizi, büyük bir bavul hazırlardı saat 05:00, 05:30 gibi yola koyulurduk, genelde Eskişehirliler çok erken saatte giderler hamama. Hamam yolundaki hamamların birine giderdik. Şengül Hamamına ya da Has Hamama giderdik öyle hatırlıyorum. Evliya Çelebi Seyâhatnâmesin de Eskişehirde ki Hamamlardan, havuzlarından bahsediyor, şifalı olduğunu söylüyor. Başlangıcı olmayan günümüze yarım olarak ulaşan bir cümlesi var '' ..... hammam-ı dilsitandır.' İlk söcüğün anlamı açıktır , Hamam, ikinci söcük 'dilsitan' farsça olup 'gönül ferahlatan, kendine meftun eden''








.jpg)
.jpg)



No comments:
Post a Comment